Socrates plots against the poets

‘The gravest charge against poetry still remains. It has a terrible power to corrupt even the best characters, with very few exceptions.’

‘It is indeed terrible if it can do that.’

‘Then listen. When we hear Homer or one of the tragic poets representing the sufferings of a hero and making him bewail them at length, perhaps with all the sounds and signs of tragic grief, you know how even the best of us enjoy it and let ourselves be carried away by our feelings; and we are full of praises for the merits of the poet who can most powerfully affect us in this way.’

‘Yes, I know.’

‘Yet in our private griefs we pride ourselves on just the opposite, that is, on our ability to bear them in silence like men, and we regard the behavior we admired on the stage as womanish.’

‘Yes, I’m aware of that.’

‘Then is it really right,’ I asked, ‘to admire, when we see him on the stage, a man we should ourselves be ashamed to resemble? Is it reasonable to feel enjoyment and admiration rather than disgust?’

‘It seems most unreasonable,’ he said.

‘Particularly,’ I added, ‘if you look at it in this way.’

‘How?’

‘If you consider that the poet gratifies and indulges the instinctive desires of a part of us, which we forcibly restrain in our private misfortunes, with its hunger for tears and for an uninhibited indulgence in grief. Our better nature, being without adequate intellectual or moral training, relaxes its control over these feelings, on the grounds that it is someone else’s sufferings it is watching and that there’s nothing to be ashamed of in praising and pitying another man with some claim to goodness who shows excessive grief; besides, it reckons the pleasure it gets as sheer gain, and would certainly not consent to be deprived of it by condemning the whole poem. For very few people are capable of realizing that what we feel for other people must infect what we feel for ourselves, and that if we let our pity for the misfortunes of others grow too strong it will be difficult to restrain our feelings in our own.’

‘That is very true.’

‘Does not the same argument apply to laughter as to pity? For the effect is similar when you enjoy on the stage — or even in ordinary life — jokes that you would be ashamed to make yourself, instead of detesting their vulgarity. You are giving rein to your comic instinct, which your reason has restrained for fear you may seem to be playing the fool, and bad taste in the theater may insensibly lead you into becoming a buffoon at home.’

‘It may indeed.’

‘Poetry has the same effect on us when it represents sex and anger, and the other desires and feelings of pleasure and pain which accompany all our actions. It waters them when they ought to be left to wither, and makes them control us when we ought, in the interests of our own greater welfare and happiness, to control them.’

‘I can’t deny it,’ he said.

‘And so, Glaucon,’ I continued, ‘when you meet people who admire Homer as the educator of Greece, and who say that in the administration of human affairs and education we should study him and model our whole lives on his poetry, you must feel kindly towards them as good men within their limits, and you may agree with them that Homer is the best of poets and first of tragedians. But you will know that the only poetry that should be allowed in a state is hymns to the gods and paeans in praise of good men; once you go beyond that and admit the sweet lyric or epic muse, pleasure and pain become your rulers instead of law and the rational principles commonly accepted as best.’

‘Quite true.’

‘Our defense, then, when we are reminded that we banished poetry from our state, must be that its character was such as to give us good grounds for so doing and that our argument required it. But in case we are condemned for being insensitive and bad mannered, let us add that there is an old quarrel between philosophy and poetry. One can quote many examples of this ancient antagonism: remarks about the “bitch that growls and snarls at her master”, and “a reputation among empty-headed fools”, or “the crowd of heads that know too much” and the “subtle thinkers” who are “beggars” nonetheless. However, let us freely admit that if drama and poetry written for pleasure can prove to us that they have a place in a well-run society, we will gladly admit them, for we know their fascination only too well ourselves; but it would be wicked to abandon what seems to be the truth. I expect you feel the fascination of poetry yourself, don’t you,’ I asked, ‘especially when it’s Homer exercising it?’

‘I do, indeed.’

‘It is only fair, then, that poetry should return, if she can make her defense in lyric or other meter.’

‘Yes.’

‘And we should give her defenders, men who aren’t poets themselves but who love poetry, a chance of defending her in prose and proving that she doesn’t only give pleasure but brings lasting benefit to human life and human society. And we will listen favorably, as we shall gain much if we find her a source of profit as well as pleasure.’

‘Yes, we shall gain a lot.’

‘But if they fail to make their case, then we shall have to follow the example of the lover who renounces a passion that is doing him no good, however hard it may be to do so. Brought up as we have been in our own admirably constituted societies, we are bound to love poetry, and we shall be glad if it proves to have high value and truth; but in the absence of such proof we shall, whenever we listen to it, recite this argument of ours to ourselves as a charm to prevent us from falling under the spell of a childish and vulgar passion. Our theme shall be that such poetry has no serious value or claim to truth, and we shall warn its hearers to fear its effects on the constitution of their inner selves, and tell them to adopt the view of poetry we have described.’

‘I entirely agree.’

‘Yes, my dear Glaucon,’ I said, ‘because the issues at stake, the choice between becoming a good man or bad, are even greater than they appear, and neither honor nor wealth nor power, nor poetry itself, should tempt us to neglect the claims of justice and excellence of every kind.’

‘I agree,’ he said; ‘your argument convinces me, as I think it would anyone else.’

— Plato, The Republic

’Şiirin en büyük kötülüğünü daha söylemiş değiliz.  En korkulacak yanı, dürüst insanlara ettiği ve pek azının kurtulduğu kötülüktür.’

’Onlara da gerçekten kötülüğü dokunuyorsa, diyecek yok.’

’Dinle de kendin söyle.  Homeros, yahut herhangi bir tragedya şairi, bir kahramanın acı duymasını, ahlar vahlarla konuşmasını, göğsünü yumruklayarak derdini haykırmasını tıpatıp benzetiyor, içimizden en iyileri de bunu dinliyor diyelim.  Bilirsin nasıl hoşlanırsız bundan, kanımız kaynar dinlerken, bize en coşkun heyecenları yaşatan şaire hayran oluruz gerçekten.’

’Öyledir, bilmez olur muyum.’

’Ama kendi başımıza bir felaket gelince bunun tam tersini yaparız, onu da bilirsin.  Bağrımıza taş basar, susarız; erkek adama böyle yaraşır deriz; şiirde beğendiğimiz ağlaşmaları kadınlara bırakırız.’

’Bunu da bilirim.’

’Peki, benzemek istediğimiz, hatta benzemekten utanacağımız bir adamı alkışlamaya, iğrendiğimiz bir şeyden hoşlanmaya, coşmaya hakkımız olabilir mi?’

’Olamaz Zeus için, akla sığmaz bu.’

’Sığmaz ya, hele şunu da düşünürsen.’

’Neyi?’

’Felakete uğrayınca zorla tutmaya çalıştığımız neydi içimizde?  Gözyaşı dökmek, dilediği gibi inlemek, acıdan bağırmak isteyen yanımız değil mi?  İşte yaradılışımızdan bu isteklere çevrili yanımızı doyurmak ister şairler.  Tiyatrolarda budur coşturdukları yanımız.  En iyi yanımıza gelince, akıl ve gelenek bizi tutmazsa, gözyaşları karşısında yumuşar, başkalarının felaketine ağlamayı ayıp saymayarak kendimizi acıma duygularına bırakır, alkışlamayı küçüklük saymaz, tersine iyi bir insanın buna ağlaması gerektiğine, bu şiirden aldığı zevkin faydalı bir zevk olduğuna, bütün şiiri atmakla bu zevkten yoksun kalacağına inanır.  Bence çok azdır onun gibi düşünen adamlar; onlara göre başkalarının duyguları bizim de duygularımız olabilir; çünkü duyarlığımızı başkalarının dertlerine göre ayarlamışızdır, kendimiz için dizginlediğimiz acıları başkaları için dizginleyemeyiz.’

’Çok doğru söylüyorsun.’

’Komedya için de aynı şeyi söyleyemez miyiz?  Bir tiyatroda yahut eş dost arasında bir soytarılık gördün diyelim.  Bunu kendin yapmaktan utanabilirsin, ama tiksinecek yerde beğendin diyelim bunu.  Tragedyada gelen neyse burada da o gelmez mi başına?  Sana soytarı demesinler diye aklınla tuttuğun gülünç yanını meydana koymuş, onu desteklemiş ve farkına varmadan bir soytarı haline gelmiş oluyorsun.’

’Diyecek yok bana.’

’Tutku gibi, öfke gibi içimize hoş veya acı gelen ve ister istemez gündelik hayatımıza giren duygular şiir benzetmesinin etkisi altında kalmaz mı?  Benzetme bu duyguları kurutacak yerde sulayıp besler, dizginlenmesi gereken tutkulara içimizin dizginlerini verir, böylece de iyi ve mutlu olmamıza değil, kötü ve mutsuz olmamıza yol açar.’

’Ben de öyle derim.’

’Öyleyse Glaukon, Homeros hayranlarına rastlayınca ne yapacaksın?  Sana derlerse ki: “Homeros Yunanlılığın kurucusudur; insanları yönetmek, yetiştirmek için ondan örnek almalı, davranışlarımızı onun öğütlerine uydurmalıyız”; bu adamları saygıyla selamlar, sevgiyle kucaklarsın; sizden değerli insan yoktur, dersin; bence de Homeros şairlerin en büyüğu, tragedya şairlerinin de başıdır, dersin; ama bizim devletimize Tanrıları ve iyi insanları öven şiirlerden başkasını sokmayacağımızı unutmazsın.  Ne kadar hoş da olsa, öteki şiirlerin perisi senin devletine girdi mi, acı tatlı duygular kanunların yerini alır, toplum her şeyde en iyiyi arayacak yerde acıya, tatlıya bakar.’

’Doğru söylüyorsun.’

’İşte bunu söylemek istiyordum şiir konusuna dönerken.  Bu başıboş sanatı devletimizden atmakta haklıydık; aklın gereğine uymak ödevimizdi.  Bunu duygusuzluğumuza, kabalığımıza vermemesi için şiir perisine şunu da söyleyelim ki, şiirle felsefenin bozuşması yeni bir şey değildir.  Bakın işte bir şair filozof için neler söylüyor: “Efendisine havlayan bu kancık köpek, budalaca gevezelik etmede herkesten üstün kişi, Zeus’a kafa tutan bu bilgin kafalılar sürüsü, züğürtlüklerinden düşünceleri bölük pörçük eden bu düşünce adamları.”  Daha nice şairler bu eski düşmanlığı ortaya korlar açıkça.  Bütün bunları bir yana bırakıp gene de diyelim ki biz, işin zevkinde olan benzetmeci şiir tutar da bize düzenli bir devlet içinde yeri olduğunu ispat ederse, kapılarımızı seve seve açarız ona.  Çünkü biz de biliriz bunun insanı nasıl sardığını, ama doğru saydığımızdan şaşmak da imansızlık olur bizim için.  Şiirin ne hoş şey olduğunu sen de bilirsin değil me dostum?  Hele Homeros’u dinlediğin zaman.’

’Bilmez olur muyum?’

’Hangi çeşit şiir olursa olsun, kendini haklı gösterebilirse, devletimize girmeye hak kazanır.’

’Kimse bir şey diyemez o zaman.’

’Şair olmadan şiiri tutan ve sevenleri de bırakalım, düz sözle konuşup anlatsınlar bize ki, şiir hoş olmakla kalmaz, devletin işine, insanların hayatına yarar, can kulağıyla dinleriz onları.  Şiirin hem hoş, hem yararlı olduğunu gösterebilirlerse bir kazanç olur bizim için.’

’Kazanç olacığına şüphe yok.’

’Ama ispat edemezlerse, dostum, tutkularının kötüye varacağını gören sevgiler gibi yaparız; ayrılmak ne kadar acı da gelse yüreğimize, ayrılız.  Biz de bu güzel Yunan ülkesinde şiir sevgisiyle yetiştik, yüreğimizde yeri vardır; onun iyilikten, doğruluktan yana olduğunu görmek canımıza can katar.  Ama kendini haklı gösteremezse dinlemekle kalırız, vardığımız düşünceleri hiç aklımızdan çıkarmayıp, şiirin büyülü güzelliklerine karşı koyarız, bizim çocukluğumuzu büyülemiş ve insanların çoğunu hâlâ büyülemekte olan bu tutkuya bırakmayız kendimizi.  Ne yaparsak yapalım, şurası bizim için belli ki artık, bu çeşit şiire doğrudan yana bir sanat olarak gönül veremeyiz, aranmaya değer saymayız onu.  Dinlesek de söylediklerine kanmadan dinleriz şiiri, içimizin dümenini kaptırmayız ona; koyduğumuz kuraldan şaşmayız.’

’Seninle beraberim.’

’Neden dersen, Glaukon, iyi veya kötü olmak var bu işin ucunda; büyük bir savaş bu bizimki, sanıldığından çok daha büyük bir savaş.  Ne şan şeref, ne para ne de şiir doğruluğu ve öteki değerleri bıraktırmalı bize.’

’Konuşmamız beni inandırdı buna, herkesi de inandırdı sanırım.’

— Çeviren: Sabahattin Eyüboğlu ve M. Ali Cimcoz

Images:

Claude Lorrain, Departure of Ulysses from the Land of the Feaci (The Louvre)

Claude Lorrain, Ulysses Returning Chryseis to Her Father (The Louvre)

Claude Lorrain, Seaport, Effect of Mist (The Louvre)

Thomas Cole, Temple of Venus and Roma, Roman Forum (The Metropolitan Museum of Art)

Thomas Cole, Aqueduct Near Rome (The Metropolitan Museum of Art)

Thomas Cole, Interior of the Colosseum, Rome (The Metropolitan Museum of Art)

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: