Hele bir de yağmur yağdığında!

The garden had been planned so that it was in bloom constantly from early March to late August, and in this way the colours seemed to migrate slowly, depending on which flowers were due to bloom, as if they sprang from a wheel, I thought at times, a roulette wheel turning extremely slowly. 

For a couple of weeks in spring the ground beneath the pear tree was completely covered with a carpet of blue flowers, which shone extra brightly because the lawn was still only grey-green and the leaves of the trees had not yet opened.  Then came the crocuses and the wood anemones, followed by the tulips, and then it was May, and the rest of the garden exploded.  The lilacs had their day, the roses theirs, and at the end of August, when one would think everything was over, the flower bed a the east end of the house, nearly covered by the branches above it, would suddenly begin to glow purple, pale red, pink, and blue.

And when it rained!  When the dense canopy of the trees was dark with moisture and the lawn was wet and heavy, and over this dark green glow there hung a grey sky, how marvelous these colours were then, so shimmering and fragile, almost as airy as the light itself.

Karl Ove Knausgaard, Spring (English translation: Ingvild Burkey)

Bahçe mart başından ağustos sonuna kesintisiz çiçek açacak şekilde tasarlanmıştı, böylece, açma sırası gelen çiçeğe göre değişen renkler usulca hareket ediyormuş gibi görünÿordu, sanki aşırı yavaş dönen bir çarkıfelekten çıkıp geliyorlar diye düşünüyordum bazen. 

İlkbaharda armut ağacının altını birkaç hafta boynunca tamamen örten mavi çiçek halısı bahçe hâlâ grimsi yeşil olduğu ve ağaçlar henüz yapraklanmadığı için daha parlak görünüyordu.  Derken anemon çiçekleri, çiğdemler, onların ardından da laleler geliyordu ve mayısa geldiğimizde bahçenin geri kalanı coşuyordu.  Leylaklarla güllerin kendi zamanları vardı ve her şeyin bittiği düşünülen ağustos sonunda evin doğu ucunda yer alan ve dalların neredeyse büsbütün örttüğü çiçek yatağı güneş almaya başlıyor ve morlara, turunculara, pembelere, mavilere bürünüyordu.


Hele bir de yağmur yağdığında!  Ağaçların gür yaprakları suyla karardığında, bahçe ıslanıp ağırlaştığında, bu koyu yeşil ışıltının üzerinde uzanan gri gökyüzü sayesinde, ışığın kendisi kadar hafif olan bu parlak ve kırılgan renkler ne harikuladedir.

Karl Ove Knausgaard, İlkbahar (Çeviren: Haydar Şahin), 100

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: