“Genelde şöyle gülerdin,” dedi ve taklidimi yaptı. 

We spent the morning by the pools and slides, had lunch and went over to the amusement park section, where we stayed the rest of the day.  I drove a bumper car with your brother, while your sisters had one each, and I rode the roller coaster with them, and we sat together in one of those teacups that spin around really fast.  I smiled at them when we started spinning, and they laughed, but suddenly it seemed as if a new gear had been engaged, we spun around much faster than I had expected, and for some reason I started to laugh, not controlled and measured the way I usually do, but uncontrollably, a huge delight bubbled up in me, and I laughed and laughed as we spun around in this garish teacup at this down-at-heel amusement park, while noticing that the children looked up at me in surprise for a moment, before they too began to laugh.

“You laughed so hard, Daddy,” your younger sister said when it was over and we got off.

“Yes, I did,” I said.  “It was fun!”

“You usually laugh like this,” she said, and did an imitation.  “Huh-huh-huh.  But now you were laughing for real.”

“I guess I was,” I said.  “Did you think it was fun?”

She nodded gravely and looked up at me.

“Should we go one more time?”

Karl Ove Knausgaard, Spring (English translation: Ingvild Burkey)

Sabah boyunca havuzlarla kayakların yanında eğlendikten sonra öğle yemeği yiyip lunaparka gittik ve günün geri kalanını orada geçirdik.  Çarpışan arabalara bindik, ablaların kendi arabalarını sürerken ben abinle aynı arabayı paylaştım, sonra hep birlikte hız trenine bindik ve çok hızlı dönen çay fincanlarından birinde oturduk.  Dönmeye başlayınca gülümsedim, onlar kahkaha attılar, sonra birdenbire vites yükseltilmiş gibi beklemediğim kadar hızlı dönmeye başladık ve her nedense ben de kahkaha atmaya başladım, üstelik her zamaki gibi kontrollü ve ölçülü değil kontrolsuz bir kahkahaydı, içimde büyük bir zevk dalgası kabarmıştı, bu pejmürde lunaparktan cafcaflı çay fincanında dönüp dururken kahkahalara boğulmuştum, aynı zamanda çocukların bir an için bana şaşırarak baktığını, ardından onların da gülmeye başladığını fark ettim.

“Ne biçim güldün baba,” dedi küçük ablan, dönmesi biten fincanlardan indiğimizde.

“Evet ya,” dedim.  “Eğlenceliydi!”

“Genelde şöyle gülerdin,” dedi ve taklidimi yaptı.  “Heh he heh.  Ama şimdi gerçekten güldün.”

“Evet öyle,” dedim.  “Eğlenceli miydi sence?”

Ciddi ciddi başını öne sallayıp bana baktı.

“Bir kez daha binelim mi?”

Karl Ove Knausgaard, İlkbahar (Çeviren: Haydar Şahin), 120

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: