(Anladınız ne demek istediğimi)

If it’s necessary to liken him to the Middle Ages, then he’s like one of those medieval travelers with scepter, sack cloth and a humble face.

Like the prophets he studied the magical language in caves, made friends with Sufis, alchemists, Kabbalists, to foretell the future; he interpreted the Bible according to Iblis: he thought of it as profit, those things poetry had dug from death (poets and death are neighbors), the last traveler.  

(You know what I mean.)

Enis Batur.

A poet.

We could also say a petal.

A golden oriole. 

A protruding sea.

A monk.

A prophet too.

(Why do I say that?

I don’t know either why I say that.)

Maybe the road isn’t one we know, it’s the one we take.

That’s why.

Anyway the road takes its name in the end.

An end that is silence.

Finally he girds himself with silence, hopelessness,

The end, and leaves.

That’s what fell to him.

What is it that we call the world?

With its people, trees, birds, slugs.

A book.

Of a thousand pages.

He has been working on this book.

He has taken hopelessness and ordinariness on his croup.

(Hopelessness was there right from the beginning, never will it leave.)

This time he’ll find out about ordinariness.

And he knows something else:  Poets have no life!

In fact aren’t people, animals, a puddle of water, a handful of grass, and insects waiting in single file in the two mouths of the road just to get a place in this book?

But he covets the road.

He sees it.

He’s taking it over.

İlhan Berk, “Golden Oriole” (English translation: George Messo)

Benzetmek gerekirse ortaçağa, ortaçağın âsalı, çıkınlı, huşu yüzlü gezginlerine benzer.

Resuller gibi de inlerde sihir diline çalışmış, geleceği salık vermek için de Sufiler, simyacılar, Kabalacılarla arkadaşlıklar etmiş; İncil’i İblis’e göre yorumlamış; şiirin ölümden kazdıklarını kâr hanesine yazmış (şairler ölüme bitişik yaşarlar), bir ahir zaman yolcusu.

(Anladınız ne demek istediğimi.)

Enis Batur.

Bir şair.

Bir taç yaprağı da diyebiliriz.

Bir sarıasmakuşu.

Çıkıntılı bir deniz de.

Bir keşiş.

Bir yalvaç da.

(Neden böyle diyorum?

Neden böyle dediğimi de bilmiyorum.)

Belki de yol bilenen değildir, gidilendir.

Ondan.

Hem adını sonunda alır yol.

Son ki, sessizliktir.

Sessizliği, umutsuzluğu

Ve sonu kuşanıp çıkmıştır. 

Önüne konan budur.

Dünya dediğimiz de nedir ki?

İnsanlar, ağaçlar, kuşlar, sümüklüböcekleriyle.

Bir Kitap.

Bin sayfalık.

Bu kitaba çalışıyordur işte.

Umutsuzluğu, sıradanlığı terkisine almıştır.

(Umutsuzluk işinin ta başında vardır, hiçbir zaman da bırakmayacaktır.)

Sıradanlığı da bu zaman öğrenecektir.

Bir şey daha biliyordur: Şairlerin hayatı yoktur!

Hen yolun iki ağzında insanlar, hayvanlar, bir su birikitinsi, bir avuç

ot, börtü böcek tek sıra olmuşlar bu kitapta yer almak için beklemiyorlar

mıdır?

Ama o gözünü yola dikmiştir.

Onu görüyordur.

Onu devralmıştır.

İlhan Berk, “Sarıasmakuşu”

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: