Party overtures

from Swann’s Way: In Search of Lost Time, vol 1, Marcel Proust:

…that deceptive joy given to us by some friend, some relative of the woman we love when, arriving at the house or theater where she is, for some dance, gala evening, or premiere at which he is going to see her, this friend notices us wandering outside, desperately awaiting some opportunity to communicate with her.  He recognizes is, speaks to us familiarly, asks us what we are doing there.  And when we invent the story that we have something urgent to say to his relative or friend, he assures us that nothing could be simpler, leads us into the hall, and promises to send her to us in five minutes. 

How we love him… the well-intentioned intermediary who with a single word just made tolerable, human, and almost propitious the unimaginable, infernal festivity into the thick of which we had been imagining that hostile, perverse, and exquisite vortices of pleasure were carrying away from us and inspiring with derisive laughter the woman we love!  If we are to judge by him, the relative who has come up to us and is himself also one of the initiates in the cruel mysteries, the other guests at the party cannot have anything very demoniacal about them.  Those inaccessible and excruciating hours during which she was about to enjoy unknown pleasures — now, through an unexpected breach, we are entering them; now, one of the moments which, in succession, would have composed those hours, a moment as real as the others, perhaps even more important to us, because our mistress is more involved in it, we can picture to ourselves, we possess it, we are taking part in it, we have created it, almost: the moment in which he will tell her we are here, downstairs. 

And no doubt the other moments of the party would don’t have been essentially very different from this one, would not have had anything more delectable about them that should make us suffer so, since the kind friend has said to us: ‘Why, she’ll be delighted to come down!  It’ll be much nicer for her to chat with you than to be bored up there.”  Alas!  Swann had learned by experience that the good intentions of a third person have no power over a woman who is annoyed to find herself pursued even into a party by someone she does not love.  Often, the friend comes back down alone.

(English translation: Lydia Davis)

…bu yalancı mutluluğu, sevdiğimiz kadının, onunla buluşmak üzere bir balonun veya davetin verildiği konağa ya da bir tiyatrodaki prömiyere gelen bir arkadaşı veya akrabası, bizi çaresizlik içinde, sevdiğimizle konuşmak için bir fırsat kollayarak dışarıda aylak aylak dolaşırken gördüğünde yaşarız.  Söz konusu şahıs bizi tanır, teklifsizce yanımıza gelip orada ne işimiz olduğunu sorar.  Biz akrabasına ya da arkadaşına acil bir mesaj iletmek zorunda olduğumuz yolunda bir yalan uydurduğumuzda da, meselenin kolaylıkla çözülebileceğini söyleyip bizi girişe alır, beş dakika içinde sevdiğimizi yanımıza göndereceğine dair söz verir. 

Düşmanca, ahlâksızca, harikulade girdapların sevdiğimiz kadını bizden uzaklara sürüklediğini, bize güldürdüğünü zannettiğimiz o garip, cehennemi daveti, bir tek cümlesiyle gözümüzde dayanılır, insani ve neredeyse olumlu kılan iyi niyetli aracıyı ne kadar da çok severiz!  …Yanımıza gelen ve davetin zalim sırlarına vâkıf olan akrabadan yola çıkarsak eğer, diğer davetlilerin de iblisçe bir yanı olmasa gerektir.  Sevdiğimiz kadının bilinmez hazlar yaşayacağı o erişilmez, işkence dolu saatlere, biz de beklenmedik bir gedikten nüfuz etmekteyizdir.  İşte, art arda dizilerek bu saatleri oluşturan anlardan birini, diğerleri kadar gerçek, hatta belki sevgilimiz de rol oynadığından, bizim için ötekilerden daha önemli bir ânı, kafamızda canlandırmakta, elimizde tutmakta, ona müdahale etmekteyizdir, hatta onu biz yaratmış bile sayılabiliriz: bizim orada, aşağıda olduğumuzun kendisine söyleneceği an.  Davetin diğer anları da, özünde bundan çok farklı olmasa gerektir, daha olağanüstü, bize öylesine ıstırap çektirecek bir yanları yoktur herhalde ki, iyi niyetli dost, ‘Memnuniyetle iner aşağıya!  Yukarıda sıkılmaktansa, sizinle sohbet etmeyi kesinlikle tercih edecektir!’ demiştir bize.  Heyhat!  Swann bu tecrübeyi yaşamıştı; sevmediği birinin bir davette bile peşini bırakmamasına sinirlenen bir kadının üzerinde, üçüncü şahısların iyi niyetlerinin hiçbir etkisi olmaz.  Genellikle, iyi niyetli arkadaş aşağıya tek başına iner.    

(Çeviren: Roza Hakmen)

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: